Sizler de karşılaştınız mı bilmiyorum!
Toplum arasında aydın geçinen ve açık sözlü olan bazı kimseler, Allah’a inandıklarını ancak Peygamber (s.a.v.)’e inanmadıklarını söylüyorlar!

Kur’an-ı Kerim ifadesiyle Allah ve Resulü (s.a.v.)’in arasını ayıran, Allah’a inanıp, Resulüne inanmayan bu kimselerin, elbetteki öncelikle Allah’a olan imanlarını gözden geçirmeleri gerekir.

Bu kimseler nasıl bir Allah’a inanıyorlar ki, inandıkları Allah, ondört asırdır yegane İlah olarak sadece Allah’a inanan milyarlarca samimi mü’minin Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e tabi olmalarına izin vermiştir!

Bu kimseler nasıl bir Allah’a inanıyorlar ki, inandıkları Allah, inanmadıkları Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’i gizli ve açık yardımlarla desteklemiş, onu aziz ve bahtiyar etmiştir!

Bu mümkün müdür? Geçmiş dünya tarihinde görüldüğü gibi herhangi bir sapığın peygamberlik iddia etmesi, Allah adına iftiralarda bulunması mümkündür, mümkündür de, Allah (c.c.)’ın böyle bir sapığı aziz ve bahtiyar etmesi mümkün müdür?

Elbetteki mümkün değildir. Nitekim tarihteki tüm yalancı peygamberlerin zelil akibetleri açık olduğu gibi, Kur’an-ı Kerim’in bu konudaki hükümleri de açıktır.

“Eğer o (Peygamber), bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı,
Muhakkak onu kuvvetle yakalardık. Sonra onun can damarını mutlaka keserdik.
O zaman sizden hiçbiriniz araya girerek bunu kendisinden engelleyip uzaklaştıramazdı.”
KUR’AN 69/Hakka, 44-47

Ayrıca Kur’an-ı Kerim’in muhteşem yüceliği, onun bir beşer sözü olmadığına apaçık bir delil olduğu gibi, Kur’an-ı Kerim’de Resulullah (s.a.v.)’i ikaz ve itham eden ayet i kerimelerin bulunması da, bu İlahi kelamın kesinlikle ve kesinlikle Peygamber (s.a.v.)’in sözü olmadığına ayrı bir delildir.

Allah’a inandıklarını ancak Resulullah (s.a.v.)’e inanmadıklarını söyleyen kimseler, hiç kuşkusuz ki yaşadığımız toplumda gayet azınlıkta bulunan kimselerdir. Toplumun büyük ekseriyeti, Allah’a ve O’nun Resulü Hz. Muhammad Mustafa (s.a.v.)’e inandıklarını ifade eden ve bu ifadelerinde gerçekten samimi olan insanlardır. Dolayısıyle bu insanların Peygamber (s.a.v.)’e inanıp, inanmadıkları üzerinde değil, sadece bu inancın Kur’ani gerçeklerle yeniden gözden geçirilmesi üzerinde duracağız.

Bütün müslümanların inandıkları, iman ettikleri Resulullah (s.a.v.), bir peygamber olarak niye gönderilmiştir ve gönderildikten sonra ne yapmıştır?

Şanı yüce Rabbimiz bu önemli soruya Kur’an-ı Kerim’de şöyle cevap vermektedir.,
“Andolsun, size içinizden sıkıntıya düşmeniz onun gücüne giden, size pek düşkün, mü’minlere de şefkatli ve esirgeyici olan bir peygamber gelmiştir.”
KUR’AN 9/Tevbe,128

“Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.”
KUR’AN 21/Enbiya,107

“O, ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp temizleyen ve onlara Kitab ve hikmeti öğreten bir peygamberi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içindeydiler.”
KUR’AN 62/Cum’a,2

Alemlere rahmet olarak gönderilen, mü’minlere Allah’ın ayetlerini okuyan ve onları arındırıp temizleyen Resulullah (s.a.v.), bu hali ve bu yaşantısı ile tüm dünya müslümanlarına örnek olmaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim bu örnekliğe işaret etmekte ve tüm müslümanların Efendimiz (s.a.v.)’den örnek almaları gerektiğini zikretmektedir.

“Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resulünde güzel bir örnek vardır.”
KUR’AN/33, Ahzab 21

Acaba bu örneği yeterince alıyor, bu örneği yaşıyor ve bu örnekliği gösterebiliyor muyuz?
Ne yazık ki hayır!.

Yaşadığımız toplumda peygamber varisi olduklarını söyleyen birçok din görevlisinde de bu örneği ve bu örnekliği görebilmemiz mümkün değildir!. Nitekim günümüz toplumundaki insanlara “İmamlık bir işiniz var mı?” diye sorduğunuzda, bu insanların akıllarına hemen ölüler gelmekte ve buna göre bir cevap vermektedirler!. Çünkü kendilerine imam denilen birçok din görevlisinin en önemli ve en asli işleri ölülerle ilgili işlerdir!.

Oysa Resulullah (s.a.v.) böyle mi yapmış, ümmetine böyle mi örnek olmuştu?
Mescide gelen insanlara namaz kıldırmak ve ölüleri defnetmek için mi gönderilmişti?
Mescide gelerek namaz kılan insanların, mescidden çıktıktan sonra ne yaptıklarıyla, nelere yöneldikleriyle, nasıl ve ne şekilde yönetildikleriyle hiç ilgilenmemişmiydi?
Hem neden ordu komutanı ve devlet başkanı olmuştu ki!. Kontenjan boşluğu veya politikacı kıtlığı mı vardı?

Devlet başkanı iken hangi şeyhülislam’dan fetva almış veya hangi devlet başkanına şeyhülislamlık yapmıştı? Sultanlara şeyhülislamlık yapmayıpda, nefs ve hevalarına göre fetva isteyenlere müftülük mü yapmıştı? İnsanları Allah adına uyarıp korkuturken, hakim otoritenin desturunu mu, yoksa İslam’ın düsturunu mu dikkate alıyordu?

Apaçık cevabları kendi içinde olan bütün bu sorular, Efendimiz (s.a.v.)’i gerçekten örnek almak isteyen tüm müslümanların dikkate almaları gereken sorulardır. Ayrıca konu bu noktaya gelmişken, İlahi daveti gündeme getiren günümüz müslümanlarına “Allah ile kul arasına girilmez” diyerek çığırtkanlık yapanlarada şunu sormak istiyorum.,

Resulullah (s.a.v.) sizin söylediğiniz manada Allah ile kul arasına girmemiş midir?

Sizin söylediğiniz manada Allah ile kul arasına girerek, insanlara Allah’ın emir ve nehiylerini bildirip, insanları Allah’ın yoluna davet etmemiş midir?

“Allah ile kul arasına girilmez” ifadesi, fıtri açıdan doğru, ancak onların kullandığı manada yanlış ve şeytani bir ifadedir. Çünkü her fırsatta verdiği vesveselerle Allah ile kul arasına girerek insanları Allah’ın yolundan çevirmek isteyen şeytan aleyhillane, bu şaşkınları “Allah ile kul arasına girilmez” diye çığırtarak, Allah ile kul arasına kendisinden başkasının girmesini istememektedir!.

Netice olarak Allah ile kul arasına giren şeytandan değilde, insanları hakka davet eden salih müslümanlardan rahatsız olan bu çığırtkanlar, böylesi yaklaşımlar ile Allah’ı değil şeytanı memnun etmekte ve şeytanın dostu olmaktadırlar.

Peygamber (s.a.v.) ve peygamberlikle ilgili olarak bildirilen diğer bir gerçek ise Efendimiz (s.a.v.)’in son peygamber oluşudur.,

“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak o, Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.”
KUR’AN 33 Ahzab 40

Hiç düşündünüz mü?

Efendimiz (s.a.v.)’in peygamberliği, örnek ve rehber olma vasfı, ne zamana kadar sürecek bir vasıf, ne zamana kadar sürecek bir misyondur?

İşte yukarıdaki ayeti kerime, bu sorunun cevabını vermekte ve Resulullah (s.a.v.)’in son peygamber olduğunu beyan etmekle, bu peygamberliğin dünya yaşantısının sonuna yani kıyamete kadar süreceğini bildirmektedir.

Bu gerçeği görmemezlikten gelerek Resulullah (s.a.v.)’in rehberlik ve örneklik misyonunu sadece onun yaşadığı zaman dilimine nisbet edenler, şu ayet i kerimeyle uyarılmaktadırlar.,

“Muhammed, yalnızca bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? İki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah’a kesinlikle zarar veremez. Allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir.”
KUR’AN 3 Al i İmran 144

Tabi ki şimdiye kadar anlattıklarımız meselenin daha ziyade imanla ilgili boyutudur. Ancak bunun kadar önemli diğer boyutu ise, sevgi boyutudur. Kur’an-ı Kerim’de meselenin sevgi boyutuyla ilgili olarak şöyle bu yurulmaktadır.,

De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşle riniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.
KUR’AN 9 Tevbe 24

“Peygamber, mü’minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir..”
KUR’AN 33 Ahzab 6

Bu ayet i kerimelerden ne anlamamız gerekir?

Bu ayet i kerimelerden şu gerçeği anlamamız gerekir ki; iman ettiğinizi söylediğiniz Resulullah (s.a.v.) sizlere eşlerinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve kendi nefislerinizden daha sevgili, daha evla değil ise sizler o rahmet peygamberi (s.a.v.)’i pek tanımıyorsunuz ve tanımadığınız bir peygambere iman ettiğinizi söylüyorsunuz demektir.
Çünkü onu tanımaya çalışıpda sevmemek,onu anlamaya çalışıp da hayran olmamak mümkün değildir.

Yeter ki Resulullah (s.a.v.)’i tanımaya ve anlamaya çalışalım. O rahmet peygamberini tanıdıkça daha çok anlayacak, daha çok anladıkça pek daha çok seveceğiz.

Mehmed Alagaş – Kimlik Tercihi